işte biz o gün…

dün uyku saatimi biraz da olsa geçirerek, tadını çıkardım “ada” kasabasının ışıklarını. iphone pro max için gece denemesi yapmak istiyordum zaten. en geliştirdiği kısmı, gece çekimleri diyorlardı. doğruymuş: bu akşam yakınımızdaki başka ışıkları da görmeye giderim belki. uyku saatimi biraz geçer ama tüm bu oyuncak ve süsleri hak ettiğimi düşünüyorum. pandemi sürecine moral olsun diye…

ada.

beni, bu dünyaya gelmeye, sen ikna ettin. yoksa başka türlü, buraya, asla gelmezdim. çocuk kalpli her şeyi ile korkunç, yine bu dünyada ne işim olduğunu çözemeyen bir gün geçirdim. tüm gün, bu hayatı yaşamaya nasıl ikna olduğumu düşündüm. ben, soul filmindeki 22 numara olmalıydım. belki binlerce yıl, ikna edilmeyi bekledim. sonunda üzümlü kek çıktı karşıma…

“bonnie bonnie bonnie”

her gün yavrularımı besleyip, onlarla oynayarak başlıyorum güne. sincaplarım uyanmamış oluyor, yemlerini koyup ortaya çıkmalarını bekliyorum. emmet’ın, sevimli şişman göbeğini kaşıyorum sonra. onun da ismini değiştirdik. “bonnie” yaptık. birkaç hafta içinde anladık ki, bir oğlan çocuğu ismine sahip olamayacak kadar dişi. zavallı kızım, squat pozisyonu alıp, magic’i çağırıyor. magic de hiç oralı değil, hatta bazen…

çok uzun sürdü.

düşündüğümüzden çok farklı ve uzun geçti, 20’lik diş çekimi. ortasında kendime gelirken, “uyanıyor, tekrar anestezi ver” dediğini hatırlıyorum cerrahımın. çok ağır bir genel anestezi vermiyorlar anladığım kadarıyla, işlemin ortasında uyanabiliyorsunuz. sanırım bir şeyi kırdı, onun sesine uyandım. bir şeyi kırıp, parçalarına ayırdı sanki. çok ağrım var. dün akşamdan beri odamda bu şekilde uyuyorum. aldığım ağrı…

yani becca var ya.

çok güzel kar yağıyor bugün. yavaş yavaş, usul usul… tam böyle, battaniyenin altında disney plus-netflix izlemelik ya da kitap okuyup, yeni müzikler keşfetmelik, kartpostal yazmalık birgün ama ben birazdan yürüyüşe götürülüyorum. becca’nın anlam veremediğim, pazar günü beraber olalım ısrarının nedeni ortaya çıktı. galatasaray-beşiktaş maçını izleyeceğimi sanıyor. üzümlü kek bunu sonsuza kadar yasakladı, böyle bir ihtimal…

return to earth.

bu, sadece senin değil, benim de son şansım… çocuk kalpli kartpostal hazır ama elim arkasını yazabilecek hızda değil. sabahtan beri çalışma yapıyorum. elim, alışkın olduğum el yazıma gidiyor hep. çok ara verdim kaligrafiye ama yapabileceğim sanırım. 10 günüm var evde. gerçi 1’ni becca şimdiden yedi. yarın, çocuklarıyla yürüyüşe çıkacağız, sonra da eve dönüp animasyon izleyeceğiz….

last chance.

birisi benimsin der, diğeri seni bırakmam, ben de, o sırada, yorganın altına saklanarak ölmeyi bekliyorumdur. söz vermişlerdi güya, biri kafamdan öpecekti her gece yatmadan önce, diğeri de yolculuklara götürecekti. 22 numaranın hayal kırıklığına uğramış hali gibiyim. kendi kendime “i am no good, i got no purpose” diye sayıklıyorum. iş yerine gittim, çalıştım 2 gün ama…

sad thursday.

daha önce bunu yaparak hiç sakinleşmedim ama yine de yazarak kurtulmaya çalışıyorum içimdeki fırtınadan. ellerim titriyor şu an. becca’yı mı arasam. böyle bir durumda hemen beni ara demişti. daha çok panik yapmayacağını bilsem kesin ararım. dün endişeliydi zaten benim için. akşam üzeri görüştüğümüzde, iyi görünmüyorsun dedi. kolay şeylerden geçmiyorum dedim. boşanma olarak düşünme, daha çok…

beni yola çıkarıp başka bir yere gittin.

bu sabah. yeni görselimiz, elime geçtiğinde, bunu neden yaptım ki diye sordum kendime. aylardır, üzümlü kek, kötü diye bir şeyler yapmaya çalıştım, çok kötü günler geçirdim ama hep sıktım kendimi, iyi hissetmediğini düşünerek. bu görseli de, kartpostal yapıp ona gönderecektim güya iyi hissetmesi için. öncesiden de giden kartpostallar çok işe yaradı ya, bir tane daha…

13th day of the year.

evet çok üzgünüm ama hayatta hiçbir şey, bir damla gözyaşından daha çok üzemez beni. çocuk kalpli birkaç gündür beni çok aşan bir şeylerin içindeyim. ne hisseceğime, ne düşüneceğime karar veremiyorum. duygularım karmakarışık. böyle olunca hep kabuslar görürüm. üzümlü kek olmaz rüyamda, çünkü astral dünyama ulaşamam, bilinç altımla kavga eder dururum. dün de böyle olmuş sanırım….

go divorce.

2021 de benim için pek iyi başlamamış görünüyor. ilk günlerinde battal bey öldü, şimdi de evliliğim ölüyor. bilmiyorum, belki duygusal bir toplum olduğumuz için mi böyle ama ben çok üzüldüm, kağıt üzerinde bile olsa boşanacak olmamıza. böyle hissetmem sanıyordum. yanılmışım. halbuki, biz 2016 yılı sonbaharında, evlendiğimiz gün bile bugünün planını yapmıştık. olmazsa zorlamayız, hayatımıza sadece…

divorce.

zor bir günden, geceden ve sabahtan geliyorum. pazar günü eşimle, iş hayatım hakkında ufak bir tartışma yaşamıştım. her gün çalışmaya karar vermiştim. bu şekilde hem daha aktif bir hayatım olacak hem de daha fazla para kazanacaktım. şu ara bunu yapmam da çok kolaydı çünkü büyük bir kısmında, virüsten dolayı zaten evden çalışıyordum. eşime, bu hayatta…

keşke tüm bunları, gerçek hayatta, sana anlatabilmenin, bir yolunu bulabilsem.

kendimi her gün daha iyi hissediyorum ama sen olmasan, kalbinin rüyalarımda verdiği güç olmasa, bunu asla başaramazdım. keşke tüm bunları, gerçek hayatta, sana anlatabilmenin, bir yolunu bulabilsem. çocuk kalpli battal bey öleli tam 1 hafta oldu. gözümdeki yaş her geçen gün azalıyor. hala düşününce gözlerim doluyor ama ilk defa kötü bir olaydan bu kadar güçlü…

the great before.

harika bir animasyon izlememle haftasonum amacına ulaştı. yeni bir şey de denedim üstelik. disney plus üyeliği aldığımdan beri, ilk defa yeni bir şey izlemeye karar verdim. o da “soul” oldu. hakkında hiçbir şey okumamıştım. film de zaten jazz üzerine başladı. çok ilgilenmediğimden, televizyonda açık bırakarak, bilgisayarda blog yazmaya devam ettim. sonra birden bire, soul (joe…

soul.

önemli işlerim var diye evde kaldım bugün. hava güzeldi, eşimin ailesi ile dışarıda bir araya gelecektik ama ben istemedim. bazen buna gücüm olmuyor. eşimin babasının, en kısa cümlesi bile 2 dakika sürüyor. gürültüsüz bir şeylere ihtiyacım vardı bugün. tabii ki önemli bir şeylerim yok yapacak. oyuncaklarımla ve video oyunlarımla oynayıp, disney kanallarını izliyorum. bir de…

god save the “üzümlü kek”

son görselimiz boyanmaya başladı. heyecandan yerimde duramıyorum. son teslim tarihi 14 ocak ama ben 13 ocak’a yetişsin istiyorum. şu ara, hayatta beni, en çok heyecanlandıran şey, bloğum. ABD’ye ilk yerleştiğimde açmıştım burayı. her zaman bloglarım oldu benim. bir süre yazdıktan sonra, yeniden başlama isteğime yenik düşüyordu hepsi, bir sabah uyandığımda silip, başka bir blog açıyordum….

her kanatsız kuştaki gizli kanadım.

uçan bir kuşun, görülmeyen, o gizli kanadına, tutunmak benimkisi. ne kadar yakın olursam o kanada, gökyüzündeki uçsuz bucaksız mutluluğun, o kadar bir parçası oluyorum. çocuk kalpli dün gece rüyamda, “bir sırrın mı var üzümlü kek, benden bir şey mi saklıyorsun” diye soruyorum üzümlü kek’e. seni üzecek şeyleri saklıyorum, üzülmeni istemediğim için paylaşmıyorum, sorma bir daha,…

belki de bir mucize olur.

bugün günlerden perşembe ve ben seni çoook seviyorum üzümlü kekim. “üzümlü kek: ben sevmiyorum, ben sevmiyorum, önce bunu bir açıklığa kavuşturalım.” dün gece, yatağa, 6.30’dan sonra girdiğimi anladığımda, artık çok geçti. tüm dünya gibi, ben de senato’da olan saçmalıkları takip ediyordum. çok geç kalmadım ama üzümlü kekin, geç uyuma konusunda 1 dakika sonrasına bile tahammülü…

ilk 3 yıl, mercy health’te geçti…

battal bey öldüğünden beri, rüyalarımdaki huzur, her gün biraz daha kayboluyor. saat başı, kan ter içinde uyanıyorum. rüyalarım, beni unutmak istediğim şeylere itiyor. bu sabah, yine beyrut patlamasına gitmiştim. kendimi, bu yaşanmadı, bu yaşanmadı diyerek uyandırmaya çalıştım rüyada. tam tersi etki yaptı. patlama yaşandı ve ben o haldeki üzümlü keki buldum sonunda. kandan görünmüyordu bile….

tam da 3’teymiş.

ABD’ye taşındıktan sonra, yıllarca hayal ettiğim, o, küçücük, huzur dolu hayatıma kavuştuğumu düşünmüştüm. ne aptalmışım. o dünya, seninle beraber kuracağım krallıkmış meğer. tam olarak nasıl bir şey yapmak istediğime karar vermedim ama içeriği az çok tahmin edersin demiştim ya, artık biliyorum.  ben, bu mesajları yazmaya, en başından beri bu krallığı kurmak için başlamışım. çocuk kalpli 2020…

farklı bir şey.

insanlar hayvan sevgisi diyor ama benimki çok farklı bir şey. ben hayvan gibi görmüyorum onları. battal bey, gerçekten bir adamdı benim için… ya da ben battal bey… ek sakinleştirici almadığım halde epileptik nöbet geçirmedim. sanırım ambien sonsuza kadar çözdü bu sıkıntıyı. lunesta+lamictal ile çözülmeye çalışılan sıkıntı, türkiye’de lunesta olmadığı için verilen başka bir ilaçla çözüldü….

mutsuz bitti.

çocuk kalpli aşkım, büyük bir sınav veriyor şu an. bir yanda battal bey’imin dayanılmaz acısı, diğer yanda üzümlü kekime verdiğim söz. sakinleştirici almadım ama sabahtan beri ağlıyorum, ağlamaktan yorgun düşünce de uyuyakalıyorum. happy holidays, en çok beni acıtarak bitti. yarın, işe, nasıl konsantre olacağımı, gerçekten bilmiyorum. sabahtan beri, nilüfer’in, “her yerde kar var” şarkısının “gözyaşım…

tanrım.

üzümlü kek, yine burnumu sıkarak uyandırmaya çalışsa da, ben kuşlarımın kavgasına uyandım bu sabah. çok yapmaya başladı bunu bugünlerde. hiç mutlu değilim bu durumdan. kucağında uzanırken birden burnumu sıkmaya başlıyor. kuşları veterinere götürmem lazım. kar yağışının durmasını ve günün iyice aydınlanmasını bekliyorum. emmet’ı çekebildim sadece çünkü magic hiç bir şekilde elde tutulmuyor. öyle ısırıyor ki,…

kim karar veriyor ki buna?

gerçekten tüm gün oyuncaklarınla mı oynuyorsun? evet, bazen tüm gün, oyuncaklarımla oynuyorum. çok zevkli oluyor. bugün özellikle, hep noel ağacımın yanındaydım. çünkü noel ağacım ölüyor. çok büyük alınca, çok fazla dalı besleyemedik yapay sulandırma ile. sanıyorum 1-2 hafta içinde tamamen kaldırmış olacağız. çevresinde ne kadar zaman geçirirsem o kadar iyi benim için. empati kuramadığınızı biliyorum….

disney plus.

az önce üzümlü krallık halkı ile konuştum. sanırım her gün kar yağacak, bundan sonra bizim yiyecekleri, evimize bırak bir zahmet dediler. hoşgeldin kış. hoşgeldin kar küreği. hoşgeldin arabanın garajdan bir türlü çıkamaması. aracın her yerinin buz tutması ve çalışmaması. bin bir zahmet çekerek, aracımı garajdan çıkaramayınca, eşimin babası ile diş dikişlerimi kontrole gittim bu sabah….

crosscheck.

üzümlü krallığımızı ilan ettik bugün. nerede, ne kadar uzak olursa olalım, artık kalplerimiz sonsuza dek burada atacak. çocuk kalpli yılın ilk günü, beraberinde büyük bir sürpriz getirdi bloğuma. bugün üzümlü krallık resmi olarak kuruldu. kendimde bunu yapabilecek gücü buldum sonunda. her şey tamam gibi. sadece yeni görselimizin konması kaldı. çizer uğraşıyor şu an. yine noel…

üzümlü bir yıl olsun.

dün gece hayal ettiğim gibi olmuş bazı şeyler. bu yıl, üzümlü kekimin rakamsal karşılığı kadar beğeni alabilmişim. her yeri, üzümlüydü 2020 yılının zaten. bu yıl daha da bir üzümlü olacak. canavar gibi uyuyarak girdim 2021’ye. çok derin ve hiç uyanmadan uyumuşum. yastık izi olmuş her yerim. dün paylaştığım videodaki ayı da yüzüme yapışmış. gülme gazı,…

herkese oyuncak ayılı yıllar!

ayı sevenler için kısa oyuncak ayı videoları çekiyorum. ilkini bugün paylaşıp, bir daha mutlu yıllar demek istedim. belki hoşunuza gider. çocuk kalpli

happy new year!

yılın son bloğu. the lake house filmi gibiyim bu sabah. güne i can’t seem to make you mine şarkısı ile giriş yaptım. bu ilginç bir film. aynı üzümlü kek ile ben gibi, mucizevi bir şekilde birbiri ile iletişime geçen iki insanı anlatıyor. ikisi farklı zamanlarda yaşıyor. çok seviyorum bu filmi. keanu reeves karakteriyim bu filmde….

stalled santa.

en uyumam gereken gecede, kar fırtınası yüzünden ayaktayım. anestezinin tamamen çekilmesi ile, ağrılarım uyutmuyor. zor bir gece geçiriyorum. kar yolları kapamış, noel babam devrilmiş kardan. sincabım da ortada yok. nerede bu çocuk diye endişeli bir şekilde bekliyorum. bu sabah fıstığını almaya gelmedi. çok sorun ediyorum bunu şu an. bu da çok kötü çakılmış ama ya……

2020 yılının en üzümlü 3.05 mesajları.

2020 hepimiz için kötü bir yıldı. böyle olacağı daha ilk günlerinden belliydi ama farklı olmasını istemiştik, bunun için de hep beraber savaşmıştık. hayatta kalmanın, başarısı ölçüsü sayıldığı bir yıldan bahsediyoruz. zordu. normalde bile üzümlü kek ile benim için zorken bazı şeyler, bu yıl gerçekten yorucu ve yıpratıcı oldu. kavgalar, ayrılıklar oldu ama bir o kadar…